İstanbul Kırmızısı

Geçenlerde can sıkıntısından çarşıya dolaşmaya çıktım ve sinemaya da şöyle bi uğradım. Sinemanın girişinde ne filmler var diye bakarken İstanbul Kırmızısı filminin afişini gördüm. İlk gözüme çarpan İstanbul ve Halit Ergenç’in resmi oldu. Halit Ergenç varsa filmde oyunculuk olarak bir noksanlık beklemedim, çünkü izlediğim tüm filmlerinde muhteşem bi oyunculuk sergiliyor. Filmi izleye karar verdim, üstüne bir de Her Şeyden Konuşmalı’daki blog yazısını görünce bir de ben izleyim dedim.

Genel olarak filmi tanıtalım; Ferzan Özpetek’in aynı adlı eserinden yine Ferzan Özpetek’in yönetmenliği ile çekimleri tamamlanan bir film. Oyuncu kadrosunda Halit Ergenç, Tuba Büyüküstün, Nejat İşler ve Mehmet Günsür vardı. Film adından da anlaşılacağı üzere İstanbul’da geçiyor. Filmde Halit Ergenç; Orhan, Nejat İşler; Deniz, Tuba Büyüküstün; Neval, Mustafa Günsür; Yusuf karakterlerini canlandırmaktadır.

Orhan, Türkiye’de yazarlık yaptığı dönemde çok ünlü bir yazardır. Eşi ile yaşadığı büyük bir olay sonucu yazarlığı bırakıp Londra’ya yerleşir ve burada editörlük yaparak yaşamını sürdürmektedir. Bu sıralarda ünlü yönetmen Deniz’in bir kitabını basıma verilmesine çok az kala son düzenlemeleri ve kurguları yapmak üzere Orhan, Deniz tarafından davet edilir ve İstanbul’a gelir. Ancak Deniz Orhan’ın gelişinin ertesi günü kaybolur. Arından süren ve gelişen olaylar devam eder.

Orhan’ın geldiği günün gecesi Deniz Orhan’ı Neval’le tanıştırır. Zaten filmin sonraki süreci bu ikili arasında sürer. Orhan’ın tavır ve hareketlerinden de anlaşıldığı üzere Orhan Neval’e aşık olmuştur, ancak bunu uzun süre söyleyemez.

Orhan Deniz’in kaybolmasından sonra yaşadıkları ile Deniz’in yazdığı kitap arasında istemsiz olarak bağlantı kurmaktadır. Çünkü kitapta geçen her konu gerçek hayatta da yaşanmaktadır. Daha sonraları Orhan gördüğü her gelişmeyi Neval’e anlatır ve ondan görüşlerini ister, ikili roman üzerinden giderek Deniz’in kaybolmasını ve olayların neden olduğunu anlamaya çalışır. Gelişmeler devam ederken Deniz’den uzaklaşan olaylar Orhan’ı sarmaya başlar. Deniz’in hayatı üzerinden Orhan kendi yaşamını görmeye ve sorgulamaya başlar.

Gelişen olaylar zinciri devam ederken film net bir sonuca bağlanmadan kitaptaki olayların nasıl olduğu anlatılmadan son bulur.

Film Hakkındaki Düşüncelerim

Esasen film afişini ilk gördüğümde büyük beklentilere kapıldım. Halit Ergenç genelde sanat ve dram filmlerinde rol alan bir oyuncu. Onu gördüğümde sanat filmlerine olan ilgimden dolayı hemen izlemek istedim. İzlemeye gitmeden önce internette araştırma yaptım ve ön fikir edinerek gitmeyi mantıklı buldum. Ancak tepkiler beklediğim gibi değildi. Buna bir örnek Beyaz Perde üzerinde film 5 üzerinden 2,2 puan almış ve birkaç blog yazısında ise konu bütünlüğü ve karakterlerin silikliğinden bahsetmişti. Yine de Halit Ergenç boş filmlerde bulunmaz dedim ve izlemeye girdim.

Şunu öncelikle kabul ediyorum, filmde konu bütünlüğü yoktu, bazı karakterlerin neden öldüğü ve konu ile ilgilinin nereden geldiği anlatılmıyordu. Ancak bu ön bilgiyi aldığım için sıkılmamak adına film boyunca konu bütünlüğü yakalamaya çalışmadım, sadece o an sahnede ne varsa ve ne anlatmak istiyorsa onunla ilgilendim. Bu nedenle film boyunca hiç sıkılmadım hatta bittiğinde erken bitmiş gibi bir hisse kapıldım diyebilirim.

Dikkatimi Çeken Konular

Film boyunca sadece iki konu çok dikkatimi çekti. Hem Türk yapımı filmin yine Türk izleyici kitlesine kabullenme konusunda zor (belki imkansız) olduğu bir takım şeyleri aktarmaya çalışıyor olması enteresan ve baya bi cesurcaydı.

Bunlardan ilki Neval’in Orhan’ı evine yemeğe davet etmesi hakkında. Orhan Neval’in evine geliyor ve Neval salonda beklemesini birazdan geleceğini söylüyor. Ancak evde ikinci bir kişi daha var; Neval’in eşi. Beraber yemekler yeniyor, Orhan yemek sonrası teşekkür ediyor ve evden ayrılıyor. Ancak yoldan dönüp tekrar geliyor ve Neval’in eşine Neval’e aşık olduğunu bu duyduğu uzun yıllar yaşamadığını vs anlatıyor. Çok çok özür dileyip tam çıkacakken Neval’in eşi durduruyor Orhan’ı. Bu durumun çok normal olduğunu ve özür dilememesi gerektiğini söylüyor. Hatta şu cümleyi kuruyor “Ben de Neval’i ilk gördüğümde aynı şeyleri hissettim. Ancak aramızda bir fark var, Neval’i ilk ben gördüm.” diyor. Burada bana çok ama çok enteresan gelen olay bir Türk Erkeğinin eşine başkasının aşık olduğunu söylemesi ve bunu doğal karşılıyor olmasıdır. Bu ancak filmlerde olacak bir durum. Gerçek hayatta olsa (ki neler görüyoruz) Orhan’a o gece özür dilememesi gerektiği değil kelime-i şehadet getirmesi gerektiği söylenirdi.  :)

İkinci olay ise Orhan’ın Yusuf’a Deniz hakkında neler biliyorsun şeklinde sorusu oldu. Yusuf “bunu bana neden soruyorsun” şeklinde karşı sorusu sonrası Orhan’ın onu en son gören sensin cevabı karşılığında anlattıkları oldu. Yusuf diyordu ki, “Biz Denizle çocukluk arkadaşıyız. Bir çok şeyi beraber keşfettik; dokunmayı, okşamayı, acıyı…” şekline ifadeleri vardı. Buradan anlıyoruz ki Deniz ve Yusuf’un arasındaki sadece çocukluk arkadaşlığı değil, çocukluk aşkıydı. Zaten film de Orhan’ın Deniz’in bilgisayarında Yusuf’a yazdığı mektubu bulması ve telefonda Neval’e okuması ile bitiyordu.

Bu iki olayı ayrıca değerlendirmek istiyorum. Bu iki olayı ayrıca değerlendirmek istememin sebebi asla ayıplamak değil. İlk olayda bir insanın dürüstçe ve saygı ile duygularını ifade edip haddini aştığı için de özür dileyip yine saygı ile çekilmesi filmde olduğu gibi (her ne kadar kabul edemesek de) anlayışla karşılanmalı. Bu Türk erkeği için namus ve kan davası olabilecek bir durum. Ancak filmdeki sahneyi örnek alırsak ciddi anlamda medeni iki insan konuşması olmuş. Bu sahneden anlıyoruz ki saygı ve yerini bilme buna karşılık da anlayış bizler için çok ama çok önemli unsurlar.

İkinci olayda ise bir erkeğin başka bir erkeğe (yine kabul edemesek de) aşık olması ne kadar toplum olarak ayıplansa da normal bir şeydir. Bunu söylüyorum ancak benim de çevremde kendi cinsinden hoşlanan bir insan görsem rahatsız olurum. Bu henüz toplum olarak kabullenemediğimiz bir olgu. Dini olarak da ahlaki olarak da asla kabul etmediğimiz bir durum ancak bilimsel olarak varlığı ve gerçekliği olan bir durum.

Filmdeki Sahne Çekimleri ve Görsellik

Baştan belirtmeliyim ki asla ama asla Nuri Bilge Ceylan’ın filmleri kadar hiç bir yönetmenin filmi (şuan için) görsel olarak hayranlık uyandıracak nitelikte değil. Orhan ve Deniz’in boğaz kıyısında gün batımını izlerken düşündüm de bu film Nuri Bile Ceylan yapımı olsaydı şuan karşımızda sıradan bir gün batımı değil izlemeye doyamacağımız bir fotoğraf karesi olurdu.

Diğer yandan karakterlerin duyguları ve mimikleri kamerada gayet net belli oluyordu. Hiç bir sahne ne fazla aydınlık ne de fazla karanlıktı. İzlerken sorunlu bir sahne gözüme çarpmadı.

Paylaşmak Güzeldir;Share on Facebook0Tweet about this on Twitter0Share on Google+0Share on LinkedIn4Pin on Pinterest0Share on Tumblr0Email this to someone
Son Yazılar
Bir cevap bırakın