Memleket Havası Bir Başka Ama Hep Aynı

Ankaralı olduğumu ve yaklaşık 20 senemi Ankara’da geçirdiğimi daha önce birkaç defa belirtmiştim. Memleket hep bir başkadır, memleketin yer hep ayrıdır. Memleket vatan içinde kendi vatanın, toprağın, yaşam alanındır. Evet, buna kimsenin itiraz edeceğini sanmıyorum, çünkü daha da özele girersek herkesin evi başkadır, yeri ayrıdır. Memlekette öyle… Ancak bir başka olan bu yerler neden hep aynı kalır, ilerlemez ama hep bi yalnızlaşır.


Son birkaç senedir dünya telaşına kapılmış insanlar topluluğuna katılmış olduğumu fark ettim. Sürekli okulla, geleceğe yatırım olsun diye kodlamalar, tasarımlar, yabancı diller ve daha bir çok şeyi öğrenmeye vermişken kendimi, köyde aldığım birkaç derin nefesle yaşamın tadını aldım bir bakıma. Sanırım bu yüzden olsa gerek her boş zamanımda, okul olmadığında gelip memleketteki evde zaman geçiriyorum. Çünkü insanın kendini ait hissettiği yerler belki de gerçekten ait olduğu yer doğduğu yada en azından yaşamının önemli bir kısmını geçirdiği topraklardır diye düşünüyorum. İçinde doğduğu kültürel ortam; köy sütü, peyniri, yumurtası, domatesi kadar köylü insanının şivesi de hoş geliyor. Bunları ister kabul edelim ister etmeyelim bizim ait olduğumuz şeyler, bizi biz yapan hayatımızdan koparıp atmayacağımız olgular.

Bu kadar güzel edebiyat parçalamışken birazda ajitasyon yapmadan da geçmeyeyim. Köyün her şeyi iyi güzel hoş, bunları samimiyetle diyorum, ancak neden hep aynı? Bir de şu da bir gerçek ki, aynı olan köyümüz, memleketimiz, toprağımız sadece aynı kalmıyor, zaman geçtikçe de yalnızlaşıyor, kimsesizleşiyor.

Ankara’nın Şereflikoçhisar ilçesi benim memleketim, (şuan Evren’e bağlı olan) köyüm de Cebirli. Seneler evvel buralara her bayramda, okul tatillerinde ve düğünlerde gelirdik. Senede 3-4 kez mutlaka gelir akrabaları, yakın komşuları dolaşırdık. Şimdi aradan neredeyse 10 sene geçti ve belki de daha uzun zamanlar geçecek. Bir bir ömrümüzden kopup giden zaman sevdiklerimizi de alıp götürüyor bizden ve her kopuş eskilerimize biraz daha uzaklaşmamıza neden oluyor. Bir bir hayal dünyamızda varlığını yaşatmaya çalışıyor, geçmişimizi hatıralarımızda yâd etmekle yetiniyoruz, zaten istesek de elimizden daha fazlası gelmez.

Şimdilerde her bayramda ve tatilde köyüme gittiğimde, ilçeye geldiğimde sokaklarda oyun oynayan çocuk ve ergen olarak ifade edebileceğimiz yetişkin sayısı da her geçen gün daha da azalıyor. Herkes bir bir büyük şehirlere göç edip, yaşama daha kaliteli şartlarda tutunmaya, çocuklarına daha iyi yaşam sunma çabası içinde. Buna dışarıdan bakınca masumca ve iyi bir şey olarak görünebilir. Amma ve lakin işin iç yüzüne baktığımızda keşke masumca kalsaydı dedirten türden manzaraları da görebiliyoruz. Nedenini soracak olursanız, köyde çiftçilik ve hayvancılık yaparak en azından kendi işini yapmanın telaşesinde olan insanlar büyük şehirlerde asgari ücretle, çok ağır şartlarda sırf çocuklarına daha iyi yaşam sunmak adına çalışmak zorunda kalıyor. Biraz duyar kasıyor gibi gelebilir bu söylediklerim, ancak Ankara’nın Ostim, İvedik, Sincan gibi bir çok organize sanayi bölgelerine gidip ve özellikle de asgari ücretle çalışan insanlara baktığımız zaman bir çoğunun Ankara ve civar memleketlerden gelen köylü halk olduğunu görebilirsiniz (1,2,3…). Hatta size de tanıdık gelecektir, her baba çocuğuna okumazsan sanayide çalışırsın gibi tehditlerle ders çalışmaya teşvik ediyor (yada zorluyor her neyse). Buradan varmak istediğim konu memleketin haline işaret edip burada bilgiçlik taslamak değil elbette. Yazının da başında giriş yaptığım konu, yani memleketlerimizin senelerdir hep aynı olması ve yalnızlaşması. İnsanların biraz daha iyi hayat şartları için şehirlere göç etmesidir. Şimdilerde çocukken oyun oynadığım arkadaşlarımın, komşularımızın bazen yaşlıları hariç geriye kalanın ya büyük şehirlere göç etmesi. Yabancı ülkelere de göç ediyor olması da ayrıca düşündürücü bir konu.

Son 3-4 aydır bu düşünceler iyice aklımın bir köşesinde yer edindi. Şereflikoçhisar ben çocukken de aynıydı şimdi de aynı, sadece nüfusu son 10 yılda belki yarı yarıya düştü. Bunun en önemli etkenlerinden birisi de adını taşıdığım dedemin bundan tam 3 ay 14 gün önce vefat etmesi oldu. Dedemin vefatından sonra memleketteki evimiz iyice yalnızlaştı gözümde. Önceleri her bayramda en az 20-25 kişi olan ev şimdilerde bayramlarda dahi 10-15 kişilik bir bayram kalabalığında olup bayramın birinci günü akşamı bile görmeden yine üç beş kişiye düşüyor. Eskiden iki kişinin yaşadığı ev dedemin vefatından sonra babaannemin de tek kalmasına gönlümüz razı olmadığı için çocuklarının yanına yerleşmesiyle bomboş, karanlık ve ıssız bir betonarmeye dönüştü.

Sanırım bu yalnızlaşmaya daha fazla kayıtsız kalamadığımdan olsa gerek her fırsat bulduğumda memleketteki evimize geliyorum. Kışları sobasını yazları da en azından evin lambasını yakıp evde bir yaşam belirtisi olması için çalışıyorum kendimce. Evin boş kalması belki de bu kadar dertle sardığı için olsa gerek yaz okulu bittikten sonra kardeşimi de yanıma alıp “yazları burda tek başıma da olsa kalırım” diyen ve evinden kopamayan babaannemin yanına geldik. Eve bir de internet hattı bağlattım. Dedem ve babaannemin köyden bu ilçeye taşınarak yaptırdığı belki de 40-45 senelik olan ev bu sayede de internet bağlantısına sahip olmuş oldu. Karıncanın çabalaması misali her ne kadar evin yalnızlığını gideremesem de en azından kendi içimde biraz olsun rahatlama hissediyorum.

Bu yazıyı da çok uzatmadan sonuna gelecek olursak memleket gerçekten bir başka, ama hep aynı. Hani o ünlü söz vardır ya “Herkes evinin önünü süpürse, bütün sokak temiz olur”, her birey kendi de memleketine, köyüne, mahallesine katkıda bulunmak istese her köy, ilçe, kasaba değil gerçekten inanıyorum ki dünya çok daha güzel bir yer olur. Hatta bir başka sözde de “Kirletmek, temizlemekten daha ucuzdur” diyor. Bir şeyin tadı varsa onu elde etmesi meşakkatli olduğu içindir, onu elde edene kadar verilen emek elde edilen şeylere bir tat, lezzet, haz verir. Zaten şunun şurasında milyarlarca yıllık dünyanın milyonlarca yıllık insan yaşamının yanında bireyin yaşamı neredeyse bir an gibi bir şey, bari onu en güzel şekilde yaşayıp göçüp gidelim bu dünyadan.

Son Yazılar
Yorum ( 2 )
  1. Ayşe
    6 Eylül 2017 at 18:59
    Cevapla

    İnsanın memleketi gibisi yok. Memleketim gözümde tütüyor. Makaleyi okudum çok özlediğimin daha çok farkına vardım.

  2. Hasan
    15 Ekim 2017 at 01:02
    Cevapla

    Hani diyorlar ya doğdugun yer değil doydugun yer memleketin katılmıyorum öyle bir söze.
    çünkü çocuklugunu geçirdiğin top oynadıgın bir mahelleyi nasıl unutmuyorsan memleketini unutmamak lazım hemşerim çok güzel günler geçirmisin dayıma memleketinin havasını almanı dilerim:)

Bir cevap bırakın