Sivas’tan İstanbul’a Seyahat

Sivas Nuri Demirağ Havalalanı

Geçtiğimiz günlerde Sivas’tan İstanbul’a Seyehat etmiştim. Toplamda iki gün kadar Kadıköy’deki bir öğrenci yurdunda misafir olarak kalmıştım. Zaman kısıtlı olunca bir de gezilecek yer çok büyük olunca maalesef gezilmesi gereken yerler az oluyor. Ancak önümüzde Allah nasip ederse uzun zaman var. Yine gider yine görürüz bakalım…

Sivas’tan İstanbul’a Seyahat Başlıyor

Yukarıda gördüğünüz uçak fotoğrafı Sivas Nuri Demirağ Havalimanında tam da uçağa binerken çektiğim bir fotoğraf. Gece saat 23.00’a yaklaşırken çekmiştim sanırım, aklımda öyle kalmış.

Sivas merkezde belediyenin aldığı servisle yaklaşık şehir merkezine 30 km uzaklıktaki havaalanına gittik. Orada aramalar yapıldı içeriye aldılar ve bilet teyit ettiler. Ben de bu sefer cam kenarı istediğimi belittim. Çünkü hem uçaktan manzara izleyecektim hem de blog için fotoğraf çekecektim. Bu konuda da sağolsunlar kırmayıp pencere kenarından koltuğumu ayırdılar. 1 saat 25 dakika süren yolculuk sonucu İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanına iniş yaptık. Bu arada uçak bileti ile ilgili diğer yazımı okuyarak bilgi edinebilirsiniz.

Alttaki görsel de İstanbul’a yeni giriş yaptığımız sırada çekmiştim. Pencere çok yansıma yaptığı için epey uğraştım, en düzgün çıkanı buydu.

İstanbul Uçaktan Görüntü

İlk Gün Gezintisine Başlıyoruz

Kadıköy’de kaldığım yer Rıhtım yani Anadolu yakasındaki otobüslerin anadurağı olduğu için oradan da neredeyse tüm vapurlar kalkıyordu. İlk işim güzelce kahvaltı yapıp çok da gecikmeden arkadaşımla saati yaklaşan vapura binmek oldu. Vapura bindikten sonra simit almadığıma gerçekten çok pişman oldum. İşin acemisi olunca vapurda çevremizde uçuşan martıları unutmuştum. Aşağıdaki fotoğrafta göreceğiniz gibi martılar insanlara o kadar alışmış ki neredeyse elinizi uzatsanız dokunacağınız kadar yakına geliyorlar.

P_20160602_113843

Vapurla yaklaşık olarak 30 dk kadar süren bi gezinti yaptıktan sonra Heybeli Adaya vardık. Aslında gezinti değil yolculuk ama denizde olunca insana gezinti gibi geliyor. Adaları ilerlerken Heybeli Adaya kadar tek tek fotoğrafladım. Birkaç da video var ama onları da bilgisayara format attığım için editleme programım yok, bir yazı daha yazmayı düşünüyorum. Belgesel şeklinde eklerim artık.

Adaların fotoğrafları;

Vapurla gezintimiz bitince Heybeli Adaya vardık. Ancak çok sıcak olduğu için ilk işim bir şapka ve 5 adet yarım litrelik su almak oldu. Bir bisiklet kiralayıp adanın yukarısındaki piknik alanına çıktık. Orada da bol bol rüzgar esiyordu ve inanılmaz bir güzelliği vardı. İstanbul’a gidecek olan herkese mutlaka adalar gezisini tavsiye ediyorum. Hatta toplu gidip bir mangal yakmak da sizler için çok iyi olur.

Bir de arkadaşlar değinmeden de geçemeyeceğim bir konuyu da sizlere anlatmak istiyorum. Heybeli Adanın tepedek ormanlık piknik alanına girişte bir nizami kapı koymuşlar ve güvenlik bekliyordu. Buraya kadar şey güzel görüyor ancak kapıdan giren herkesten kişi başı 5 tl almaları benim canımı sıkmıştı. Hani diyeceksiniz 5 tl’den ne olacak. Ama düşünsenize, Allah’ın yarattığı o güzelliğe bir belediye girişte para alıyor. Temizliğidir, güvenliğidir, bakımıdır sair işler içindir diye düşündüm ama bu sefer de verdiğimiz vergilerle bu işin yapılıp, piknik alanının halka tamamen ücretsiz olması gerektiği düşüncesi daha ağır bastı. Yani canımı sıkan, parası olmayan oraya giremez, adada da eğlenemez demek gibi bir şey bu. Diyecek daha çok şey var ama değinmeden geçiyorum diğer kısımları…

Adalar Gezisinden Dönüş

Adalar gezisi bittikten sonra dönecektik ancak Kadıköy’den Adalara gitmek için vapur iskelesinin ve vapurun o kalabalığını gördüğümde bile içim daralmaya başladığı için ne yapalım diye düşündüm. Allah’tan çocuklarının mezuniyetine gelen Yozgatlı bir aile vardı, onlarla sohbete dalmışken bize Kartal’dan binmenin daha iyi olacağını ve daha sakin olacağını söylediklerini anımsayınca hiç düşünmeden Kartal vapuruna bindik. Ama arkadaşlar nereden bilebilirdim ki Sivas’tan o kadar yolu uçakla yaklaşık 1,5 saatle gelmiş birisi olarak sadece Kartal’dan Kadıköy’e 1 saat 40 dakikada gideceğimi? Hatta yorgunluktan dolmuşta biraz uyuyup dinlendiğimi dahi söyleyebilirim.

İkinci Gün Gezisi ve Son Gün

İlk günün verdiği yorgunlukla misafir kaldığım yurda döner dönmez uyumuştum. Ancak ikinci gün daha yorucu olacaktı. Çünkü Avrupa yakasında bir dostumu ziyarete gidecektim, dönüşte ise Ankara’ya dönmek için trene yetişmek için koşturacaktım.

Yine aynı şekilde arkadaşımla Kadıköy’den vapura binerek Eminönün’e geçtik. Oradan tramvayla Cevizlibağ’da gideceğimiz yere vardık. Aşağı yukarı arkadaşımızın yanında 1 saat geçirdikten sonra apar topar tekrar aynı istikameti takip ederek Kadıköy’e varıp eşyalarımı aldım ve düşünün arkadaşlar, trenimin kalkmasına iki saat kala yola çıkmıştım ama Kartal-Kadıköy arası 1 saat 40 dakika süren bir yolculuk yapan birisiyim ve tren istasyonu Pendik’te! Yani Kartal’dan bir sonraki istasyondu. Kadıköy’den otobüse bindim ve trenin kalkmasına yaklaşık 8-10 dk kala istasyona yetişmiştim. Son dakikalarda halimi görmeniz lazımdı, zaten yorgun argın yoldayım ve treni kaçırma korkusu ile iyice kendimden geçmiştim. :)

Yüksek Hızlı Trenle Ankara’ya Dönüş

Pendik Yüksek Hızlı Tren istasyonundan hareket saati gelen trenime binmiş ve memleketim Ankara’ya doğru yola çıkmıştım. Yüksek Hızlı Tren’in bizler için ne büyük bir nimet olduğunu da belirtmeden geçmeyim. Çünkü otobüs şehirler arası yolda 90-110 km gibi bir hızla giderken YHT saatte 200-220 km gibi bir ortalama süratle gidiyor. Vagon koridorunun tavanında bulunan ekranda da reklamlar, kamu sporu geçiyor ve trenin saatteki hızını da bize gösteriyor. O sallantı arasında fotoğraf çekmeye çalıştım, bir de tren hızı sürekli değiştiği için size en yüksek hızın olduğu anı yakalayıp göstermek için de epey uğraştım. :) O kıymetli görsel de aşağıda;

Yüksek Hızlı tren

Ancak üzülerek belirteyim ki en yüksek hızı yakaladım diye sevinirken işin kötü tarafı 250 km hızın da üzerine çıktığı anlar da oldu ama artık pes etmiştim. :) Çünkü tam fotoğrafı çekerken tam tünele giriyoruz ve oradaki veriler uydudan geldiği için sıfır km/h yazıyordu yada bir şekilde hız düşüyordu. Öyle yada böyle yakalaşık 4 saatte Ankara Tren Garına ulaşmıştım. Oradan da evime gidip bir gün dinlenerek bütlere girmek için ertesi gün Sivas’a dönecektim.

Son İstasyon Sivas’a Dönüş

Son olarak bütün yolculukları sağ salim atlatarak son yolculuğa çıkmanın verdiği huzur ve bütlere girmenin verdiği isteksizliklerle Sivas yollarına düşmüştüm. Akşam 19.00 civarı 4 Eylül Mavi Treninin kuşetli kompartımanında yola çıkmış gece güzel bir uyku çekmiştim. Uyandığımda gün yeni ağırıyordu ve Sivas’a yeni yeni giriş yapıyorduk. Bozkırın yeni yeni yeşil tutmuş hali ve kızılırmak… Gerisi görsellerde. (Not: Tren camı yansıma yaptığı için ve hızlı gittimiz için odaklaya bildiğim en düzgün görseller bunlar.)

Bir de Selda Bağcan‘dan da Sivas Türküsü dinlemeden bu yazıyı bitirmek olmaz diye düşünüyorum.

Son Yazılar
Yorum ( 3 )
  1. Mehmet
    16 Haziran 2016 at 17:38
    Cevapla

    Güzel bir gezi yazısı olmuş, çektiğiniz fotoğraflarda sonda paylaştığınız güzel parçada muhteşem.

  2. Oğuz Öztürk
    25 Nisan 2017 at 00:21
    Cevapla

    Hocam harika bir yazıydı çok hoşuma gitti. Çünkü farklı bir seyahat deneyimini paylaşmışsınız. Ben hızlı treni hiç kullanmadım ama sizi okurken merak ettim; acaba tren 250 km/saat ve üzeri hızlarda yolcular için sakin, sarsıntısız ve gürültüsüz mü? Yoksa korkuttuğu oluyor mu?

    • Kadir
      Kadir
      28 Nisan 2017 at 06:00
      Cevapla

      Merhaba, teşekkür ederim. Hızlı Trenle seyahat biraz otobüs konforunda, yani normal tren gibi değil. Hızlı giderken hissedildiği tek an bazı yerlerde eğimli raylar var ve dönmesi gerektiği için yavaşlıyor onun dışında hissettirmiyor.

Bir cevap bırakın